Ekolojik yaklaşım daha önce bahsettiğimiz Sistem Kuramı’nın bir türüdür. Varlıklar arasındaki ilişkilere ve bu varlıkların çevreleri ile olan ilişkilerine odaklanan bir yaklaşımdır. Ekolojik Yaklaşım, sosyal disiplinlerde bireyler, çevreleri ve bireylerin aralarındaki etkileşimi anlamayı amaçlayan bir tutum sergiler. Mesleki müdahalelerde ise odak, birey ve çevresi arasında olan kesişmeyi konu almaktadır.

Ekolojik Yaklaşımın Doğuşu

Ekolojik sistem ya da Ekosistem Yaklaşımı, bazı noktalarda bir şey söylemeyen Sistem Yaklaşımı’na bir alternatif olarak kendini göstermiştir. Sistem Yaklaşımı’nın sistemlerin birbiri ile olan ilişkisine vurgu yaparken, çevre konusuna değinmemesi dolayısıyla böyle bir yaklaşım ortaya çıkmıştır.

Ekolojik yaklaşımda iki odaktan söz etmek mümkündür. Bireyin sosyal hayatında iletişim halinde olduğu sistemler ilk odağı oluşturmaktadır. Bireyin kapasitesinin, ve karşılaştığı problemlerle baş edebilmesi için çevresindeki sistemlerin araştırılarak öğrenilmesi birinci odak olarak tanımlanabilir. İkinci odak ise; bireyin bu sistemler ile olan etkileşimi, ihtiyaç duyulan kaynaklarla ilişkisi, muhtemel hizmetler ve fırsatlar ile olan bağıdır.


Ekolojik sistem çevreyi merkezine alan bir yaklaşımdır. Bu nedenle bireyin içinde yaşadığı toplumu önemsemekte ve büyük şehir toplumunda yaşayan insanlar ile küçük köy ve kasabalardaki toplum birey yaşantıları arasındaki farklılıklara ve ilişkilere vurgu yapmaktadır.

Modern çağda ortaya çıkan sorunların çoğunluğu çevresel koşullar nedeniyle türemektedir. İnsan doğasına aykırı şehirleşmeler, yoğun sanayileşme ve doğal döngü için yaşanılabilir alanların giderek sınırlandırılması insan ilişkilerini dönüştürmekte ve sorunların ortaya çıkmasını tetiklemektedir. Bu tehdit bütün disiplinleri çözüm arayışlarına yöneltirken, sosyal hizmet de uygulamalarında çevre konusunu merkeze alan Ekolojik Yaklaşım Modeli’nden yararlanmaya başlamıştır.

Sosyal hizmet disiplinin ortaya çıkışı ile birlikte psikanalitik yaklaşımın etkisi hissedilmektedir. Sosyal hizmet müdahalelerinde Freud’un kurduğu Medikal Modelden yararlanılarak insan davranışları ve sorunları anlaşılmaya çalışılmıştır. Medikal model müracaat eden bireyi hasta olarak tanımlar. Bu modelde bireyin duygu ve davranışlarının temelinde ruhsal hastalıklar aranır. Yaklaşımın belirlediği kriterlere göre müracaatçılara şizofreni ve manik–depresif gibi medikal tanımlar konmaktadır. Davranışsal ya da ruhsal sorunların sebeplerinin temelinde genetik faktörler, metabolik veya bulaşıcı rahatsızlıklar, içsel sıkıntılar ve travmalar gibi nedenlerin bulunduğu görüşü yaygındır. Medikal Model insanların yaşadığı çevrelere uyum sağlayamamasının nedenini bireysel yetersizliklere bağlamaktadır.

1960tan sonra sosyal hizmet disiplininde Medikal Model’in verimliliği tartışılmaya başlamıştır . Müracaatçıların sorunlarında çevresel faktörlerin de bireysel etmenler kadar belirleyici olduğu fark edilmiştir. 1960 ve 1970’lerde toplumsal ihtiyaçların, bireyin çevre ile olan ilişkisine karşı bilincin ortaya çıkması, sosyal hizmet disiplininde çevre konusunda dikkatleri arttırmıştır. Sorunların sadece müracaatçının psikolojik durumundan dolayı değil, aynı zamanda birey ve çevresi ile olan etkileşime bağlı olarak da oluşabileceği konusunda kanaatlar artmıştır. Müracaatçının problemlerinin çözümü ve işlevselliğinin arttırılması için daha çok bireyin çevresi ile olan etkileşimiyle ve iletişim kurduğu diğer sistemlerde değişiklikler yapılmasıyla mümkün olabileceği görüşü popülerlik kazanmıştır. Sosyal hizmet müdahalesi ile ilgili olarak ileri sürülen görüşler; bireysel uyumsuzlukların, bireyin gereksinimleri ve bunları karşılama kapasitesi ile ona yardımcı olacak destek sistemleri ve toplum kaynakları arasındaki uyuşmazlığın sonucu olduğu yönüne kaymıştır.

Sosyal bilimlerin paradigmasında oluşan bu değişimde, 1929 Dünya Ekonomik Buhranı ve sonraki yıllarda patlak veren II. Dünya Savaşı’nın getirdiği yoksulluk, işsizlik, ölümler, hastalıklar vb sosyal sorunların bireyin yaşamındaki çevresel etkileri tetiklediği belirtilir. Bu gelişmeler, insan davranışının yaşadığı çevre içerisinde oluştuğu ve bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan ekolojik sistem yaklaşımının temelini oluşturmuştur.

ÇEVRESİ İÇİNDE BİREY NEDİR?

“Çevresi içinde birey” metaforu bir bilim ve meslek olarak Sosyal hizmetin odak noktasını oluşturan bir slogandır. Bu kavram insan tanımı ile şekillenen bir yapıya sahiptir. İnsan diğeri ile anlam bulan bir varlıktır der Psikoterapist Agah Aydın. Tek başına insan beşer olarak kalır. İnsan olmak bir süreçtir; diğeri ile anlam bulunan bir süreç. Tarih boyunca insanlar çevrelerindeki unsurlarla çeşitli etkileşimler gerçekleştirmiştir. Bu etkileşimler ile insan yaşadığı çevrede gelişmekte ve ona uyum sağlamaktadır. Ekolojik Model, hem insanın kendi içsel boyutuna hem de onun çevre ile olan ilişkisine vurgu yapmaktadır. Model, bireyin ihtiyaçları ve çevresinin özellikleri arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Bir uyumun sağlanabilmesi adına insanların çevrelerinde bulunan unsurlar ile yeri geldiğinde baş etme kalıplarını geliştirmesi gerekmektedir.

Çevresi içinde birey kavramı ile sosyal hizmet üç farklı alana odaklanabilir. Birinci faktör bireye yöneliktir. Sosyal hizmet bireye ve onun sorun çözme ve problemlerle başa çıkma kapasitelerini artırmayı hedefler. İkinci olarak bireyin etkileşime girdiği sistemler ve bunlar arasındaki ilişkiler üzerine odaklanır. Üçüncü olarak ise sosyal hizmet, bireylerin ihtiyaçlarını karşılamaları için bu amaçla oluşmuş ve hizmet veren kurumlarda değişim için çalışabilir.

Ekolojik Yaklaşım, bireyin problemler karşısında baş etme stratejsi geliştirmesini ve sorun çözme becerisini geliştirmeyi amaçlar. Bu yaklaşım birey ile sistemler arasındaki ilişkiye odaklanarak, bireyin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sistemleri düzenlemeyi hedefler. Ekolojik Yaklaşım’da bireyler, yaşadıkları çevrede etkileşimleri aracılığıyla uyum sağlayan canlılar olarak algılanır. Bireye bu kadar yoğun anlam yükleme ve bireyi bu kadar önemseme ön planda olsa da aslında yaklaşımın temelinde; sosyal hizmet müdahalesinin sadece bireye değil, bütün ekolojik düzene uygulanması gerektiği düşüncesi vardır.

Sosyal çalışmacılar, ekolojik yaklaşıma dayanarak yeri geldiğinde üç önemli rol olan, hakların savunuculuğunu, taraflar arasında arabuluculuk ve organizatörlük rollerini gerçekleştirerek bireyin çevre ile uyumunun olması için çabalarlar. Toplumun ve çevrenin değişen koşullarına uyum sağlama konusunda bireylerle çalışır ve onların çevrelerindeki sistemlerle bütünleşmesine onlarla yaşamasına yönelik mesleki çalışmalar yapar.
Sosyal çalışmacılar bireylerle çalışırken, bireyin çevresindeki değişimlere uyum sağlamasında onun istek ve motivasyonunu artırma (güçlendirme), problemlerle başa çıkmasını öğretme (öğretim) ve birey ile çevre arasında gerçekleşecek olan etkileşimi engelleyen faktörleri ortadan kaldırma (kolaylaştırıcılık) gibi görevleri de üstlenir.

Ekolojik Yaklaşım sosyal hizmet mesleğinde ve disiplininde çeşitli nedenlerden dolayı benimsenmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

  1. Bireyin sadece kendine değil çevresi ile olan bağını öncelemesi
  2. İnsanların yaşadıkları karşısında topluma uyumunu kolaylaştırmayı hedeflemesi
  3. Sosyal grupların insanın çevresi ile olan bağına etkisini irdelemesi
  4. Genelci sosyal hizmete kapı aralaması
  5. İnsanın sistemini tanımlaması ve bunu kavramsallaştırması

EKOLOJİK KAVRAMLAR

Sistem

Sistem, ortak bir amacı olan ve bu amaç için bir araya gelmiş ve birbirlerine karşılıklı olarak bağımlı olan elemanlar birleşkesidir. Sistemler kendi içinde dinamik hâldedir yani sistem içinde değişimler olabilir. Yine başka sistemlerle de etkileşim içine girebilirler. Aileler, arkadaş grupları ve yardım kuruluşu gibi sistemler sosyal sistemlere örnektir. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, fakültenin bir bölümü, bölüme ait bir sınıf birer sistemdir. Bu sistemlerin her biri görevlerini yerine getirebilmek için beraber çalışan bir çok elemandan meydana gelir.

Sosyal çevre

Sosyal çevre içinde yaşanan toplumun kurallarını ve normlarını barındıran çevredir. Bireyler, gruplar, örgütler ve etkileşim halinde olunan sistemlerin tamamını kapsar. Sosyal çevreyi aile, arkadaşlar ve komşular gibi elemanlar oluşturur. Bunların bazıları günlük yaşantıda sıklıkla yer alırken, sosyal yardım alma ve hastaneye gitme gibi kurumlarla olan ilişkiler daha seyrektir.

Çevresi içinde birey

Çevresi içinde birey tanımı bireyleri çevresindeki sistemlerle etkileşim içinde olduğunu vurgular. Sayfanın başında bu konu irdelenmiştir.

İnteraksiyon ve Transaksiyon

Bu kavramlar bireylerin çevresinde olan diğer canlı sistemlerle (aile, arkadaş çevresi, öğretmenler, meslektaşlar vb.) kurdukları etkileşimi tanımlamaktadır. Canlı sistemler aile, arkadaşlar ve bunlar gibi kişi ve gruplar olabilir. İnteraksiyon sistemler arası ilişkilerde bir karşılıklılık belirtir. Transaksiyonda ise bir karşılıklılık olabileceği gibi tek yönlü bir iletişimde mümkün olmaktadır.

Enerji

Enerji, insan ve çevre arasındaki etkileşimlerin temel kaynağıdır. Etkileşimin gerçekleşmesi için
enerji bir gerekliliktir.

Kesişim

Kesişim, bireyin çevresindeki sistemler ile arasında gerçekleşen etkileşimin odak noktasıdır. İnsan ilişkilerinde ortaya çıkan problemlerin tespiti için kesişimin tespit edilmesi çözüme yaklaştıran bir unsurdur.

Adaptasyon

Adaptasyon, çevresel koşullara uyum sağlama olarak tanımlanabilir. Adaptasyon için bir değişim gereklidir. Birey toplumsal işlevselliğini ve bütünlüğünü sürdürebilmek için oluşan yeni şartlara uyum sağlamalıdır. Ekolojik sistem yaklaşımı ile uygulanan sosyal hizmet uygulamalarında bireylerin enerjilerini sosyal işlevselliklerini sürdürmeleri amacı ile kullanmaları hedeflenmektedir.

Baş etme

Baş etme, bireylerin karşılaştığı güçlük ve problemlere çözüm üretme yetisi olarak tanımlanabilir. Çevreye uyum sağlamak için zaman zaman baş etme kapasitesinin de devreye girmesi gerekmektedir. Örneğin bireyin bir yakınını kaybetmesi ya da bir trafik kazasından kurtulması sonucunda nasıl davranacağına karar vermesi sürecinde baş etme becerileri önemlidir. Bu noktada birey edindiği tecrübelere ya da öğrendiği tekniklere başvuracaktır.

Karşılıklı Bağımlılık

Bireyler, diğer bireyler ile bir arada yaşama ihtiyacı hisseder. Zaman zaman bu ihtiyaç maddi gereksinimleri karşılamak için olsa bile manevi duyguların da tatmini için bireyin insan olarak yaşaması adına bir aradalığa ihtiyaç duymaktadır. Örneğin öğretmenler mesleğini devam ettirmek için öğrencilere ihtiyaç duyarlar ve öğrenciler de öğrenmek için öğretmene. Manevi duyguların tatmini için toplumsallaşma ihtiyacı hisseder bireyler. Örneğin bireyin evinde film izlemek daha konforlu ve daha az maliyetli iken 100 kişilik sinema salonunda film izlemeyi tercih edebilmektedir.

Ekolojik Sistem Kuramı’na göre insan çevresinde mikro, mezo, ekzo, makro ve krono sistem olarak birbiriyle iç ilişkili olan 5 sistem vardır.

  1. Mikro sistem; bireyin diğer bireylerle iletişim halinde olduğu sistemleri ifade eder. aile, arkadaş grubu ve komşular gibi yakın çevreden oluşur.
  2. Mezo sistem; bireyin yakın çevresinin dışında bulunan ve sınırları mikro sistemden daha geniş olan sistemleri kapsamaktadır.
  3. Ekzo sistem; dış çevre ortamları ile ilgilidir.
  4. Makro sistem; kültürel alanı kapsamaktadır. Siyasal kültür, doğu kültürü, alt kültür ve benzeri gibi.
  5. Krono sistem ise zamanla dış sistemlerin evrimi ile ilgilidir.

KAYNAKLAR
Davranış Bilimlerinde Ekolojik Sistem Yaklaşımı M. Zafer DANIŞ- Aile ve Toplum Yıl: 8 Cilt: 3 Sayı: 9 Ocak-Şubat-Mart 2006 ISSN: 1303-0256
–Atatürk Üniversitesi Açıköretim Fakültesi Yayınları -Sosyal Hizmet Kuram ve Yaklaşımları-Veli Duyan

Bu yazıyı paylaşın