Emile Durkheim Fransa’da Epinal-Loren’de doğmuştur. Bir yahudi ailenin çocuğu olan Emile Durkheim’ın hahambaşı olan babası çocuğunun da bir dini lider olmasını arzu etmiştir. Lise eğitiminden sonra Ecole Normale Supérieure’da yüksek öğretimini almıştır. Felsefe öğretmeni olarak kariyerine başlamıştır.

Emile Durkheim, Fransız sosyal kuramcı Aguste Comte’un çalışmalarını geliştirerek ondan daha önemli bir yere geldi. Emile Durkheim’ın popüler olan farklı kuramları mevcuttur. Bunlardan en bilineni Dayanışma Kuramı’dır.

Kuram, ilkel mekanik toplumlardan modern organik toplumlara geçişle ilgilidir. Toplumların mekanik ve organik dayanışmaya sahip olmasını belirleyen faktör ise “iş bölümü”dür. Mekanik Dayanışma Durkheim’a göre ilkel toplum olarak nitelendirilmiştir. Bu toplum türü aynı tip işleri yaptığı (Örnek olarak tarımla uğraşmak ya da hayvan avlamak) ve sınırlı sayıda iş bölümüne sahip olduğu için bir arada durabilir.

Modern Organik Dayanışma da ise yoğun bir iş bölümü vardır. İnsanlar ileri seviyede uzmanlık isteyen işleri gerçekleştirmek için bir araya gelirler. Bazı insanlar ev yapar, bazıları araba lastiği ve bazıları da hazır yemek. Böylelikle insanların ihtiyaçlarını giderebilmesi için gittikçe daha fazla insana muhtaç hale gelmektedir. Durkheim mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya bir geçişin olacağını düşünür.

Bu geçişin olması içinde dinamik yoğunluk faktörünün devreye girmesi gerekmektedir. Dinamik yoğunluk iki unsurdan meydana gelmektedir. Bunlardan ilki kısaca toplumdaki insan sayısıdır. Yalnız insan sayısının niceliksel olarak artması dinamik yoğunluğun oluşmasında yeterli değildir. Bu noktada ikinci unsur olan daha fazla insanın daha fazla etkileşime girmesi devreye girmektedir.  Bu etkileşimin rekabeti doğurması sonucunda kaos ve çatışma meydana gelir. Fakat daha fazla iş bölümü ortaya çıkarsa, daha az çatışma ve daha çok uyumun sağlanacağı düşünülmektedir. Durkheim nüfusu artan bir toplumda , iş bölümünün de artmasının ihtiyaçlara daha çok cevap vereceğini ve bunun barış ve refahı getireceğini savunur.

Durkheim politik açıdan muhafazakâr kabul edililir. Filozoflar soyutlayarak düşünürken, sosyologların toplumsal gerkçekleri nesne gibi düşünmeleri gerektiğini savunur Durkheim. Toplumsal gerçekliği maddi toplumsal gerçeklik ve gayri-maddi toplumsal gerçeklik olarak ayırır. Maddi toplumsal gerçeklik dış toplumsal alanda maddeleşen gerçeklerdir. Örneğin bir odanın duvarları orada sizi tutmaya yarayan maddi toplumsal gerçeklerdir. Gayri-maddi toplumsal gerçekler ise toplumsal norm ve değerleri ifade etmektedir.

Durkheim hukuk alanında da teori üretmiştir. Onarıcı hukuk ve cezalandırıcı hukuk kavramları toplumsal değişimin olup olmadığının tespit edilmesine yarar. Daha önce belirtildiği üzere mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya geçmek için hukuk sisteminde de değişikliklerin olması gerekir. Bahsedilen kavramlardan Cezalandırıcı hukuk mekanik dayanışma ile ilişkilendirilmektedir.  Bu hukuk sisteminde bir suçun güçlü toplumsal bilince karşı işlendiği düşünülerek, suçlunun ağır biçimde cezalandırılması istenir.  Bir hırsızın ellerinin kesilmesi ya da bir katilin öldürülmesi gibi ağır cezalar cezalandırıcı hukuk sistemine örnek gösterilebilir.

Onarıcı hukuk kavramı ise toplumsal bilincin zayıf olduğu toplumlarda ortaya çıkar. Bu tip hukuk sisteminde organik dayanışma  özelliği bulunmaktadır. Suç işleyenler hukuk düzenine uygun davranmaya davet edilir. Suçtan dolayı zarar görenlere karşı tazminat ödenmesi gerekebilir.

ANOMİK VE DİĞER TÜRLERDEKİ İNTİHARLAR

Emile Durkheim’ın en meşhur eserlerinden biri olan İntihar’da anomi kavramı merkezi bir role sahiptir. Bireyin kendinden ne beklediğini bilmediği, kendi anlamını bulamadığı zamamnlarda intihara meyilli olduğunu savunur. Bu tip insanlar toplum tarafından daha az kontrol edilirler ve daha özgürdürler. Bu özgürlüğün getirdiği intihar türü de anomik intihar olarak tanımlanmaktadır. Durkheim anomiyi bir hastalık olarak görmektedir. Bu bağlamda bu anomik intihar eğilimlerinin de tedavi edilebileceğini savunur.

Anomik intiharların artışının sebepleri toplumsal aksamalara bağlanmaktadır bu teoride. Fakat aksamalar pozitif ya da negatif yönde olabilir. Mesela refah seviyesinin yükselmesi, ekonominin çok iyiye gitmesi de bir toplumsal aksaklık doğurarak anomik intiharı tetikleyebilir. Aksaklıklar grubun birey üzerindeki kontrolünü de etkileyeceğinden, kontrolsüz hale gelen insan ne yapılması gerektiğinin ya da nasıl yaşanılması gerektiğinin farkına varamaz. Bir kontrol eden bulmayınca da çıkmaza girer. Bu durumun yarattığı rahatsızlık ile insanlar durağan zamanlara göre daha yüksek oranda intihara meyil ederler. Bu durum mekanik dayanışmanın olduğu toplumlarda görülmez. Çünkü mekanik dayanışmada her bireyin görevi ve bireyden beklenilenler bellidir.

Bu sebeple anomik intihar mekanik toplumlarda çok görülmez. Emile Durkheim farklı intihar çeşitlerine de eserinde yer vermiştir. Bunlardan birisi Egoist (Bencil) intihardır. Bireyin gruba yeterince dahil olmaması gruba katılamaması durumunda gerçekleşir. Bu durumda birey yalnızlık hisseder ve bir grupla iletişim ihtiyacını karşılayamadığı için anlamsızlığa ve boşluk hissine kapılarak intiharı bir seçenek olarak düşünmeye başlar. Bir diğer intihar türü olan Elcil intihar ise gruba sıkı sıkıya bağlı olan bireyin, grubun istekleri doğrultusunda yeri geldiğinde kendini öldürmesini tanımlamaktadır.  Kaderci intihar türü ise bireyin çevre tarafından yoğun baskı ve kontrol altına alınma durumunda bireyin yaşadığı bunalım ve tükenmişlik halinden kaynaklanan durumu açıklamaktadır.

Kaynaklar:

Çağdaş Sosyoloji Kuramları ve Klasik Kökleri George Ritzer , Jeffrey Stepnisky- Çevirmen: Irmak Ertuna Howison

http://www.pegem.net/dosyalar/dokuman/12102013170922from%20Durkheim%201.%20Bask%C4%B1.pdf

Bu yazıyı paylaşın