KARL MARX VE KOMÜNİZM TEORİSİ

Marx 1818’de Almanya’da doğmuş ve 1883’te ölmüştür. Yahudi bir ailenin çocuğudur. Babası gibi avukatlık eğitimi alan Marx Jena Üniversitesinde Felsefe alanında doktora  yaptı. Bu esnalarda Frederich Engels ile tanışarak komünist terosini güçlendirdi. Komünist Parti Manifestosu da bu konuda yayımlanan bir bildiridir.

İnsan Potansiyeli Kavramı

Marx’ın kuramının odak noktası insan potansiyeldir. Marx insanların kapitalizm öncesi toplumlarda kendi potansiyellerini geliştiremediklerini, bunun sebebinin de insanların yeme, barınma ve korunma gibi ihtiyaçlarını karşılama endişelerinin olduğunu savunur. Bu ihtiyaçlarını karşılama endişesinin, kişisel gelişmeye fırsata bırakmadığını belirtir Marx. Bu durumun insanların kişisel becerilerini ve düşünme yetisini geliştirmede engel olduğunu belirtir.

Kapitalizm düşüncesinde ise insanlar, bir şeye sahip olmak için emeklerini harcarlar ve yine kendi potansiyellerine ulaşmaları zorlaşır. Fakat kapitalizm, insanların kendi yetilerini ve potansiyellerini ortaya çıkarmak için gerekli olan teknik ve örgütsel donanımı sunduğu için komünizmi hazırlayan bir aşama olarak önem arz etmektedir.

Yabancılaşma Kavramı

İş, insanların kendi anlamlarını bulmada ve kendilerini ifade etmede geliştirici özelliğe sahip bir süreçtir. Fakat kapitalist toplumlarda insan emeği, insanın kendi becerilerinin farkına varmasına, kendi anlamını bulmasına ve kendini ifade etmesine imkân vermez. Bu süreçte insan ortaya koyduğu emeğe ve kendine yabancılaşır. İnsan potansiyeli kavramı yabancılaşmayı anlamada kolaylık sağlar. İnsan kendi potansiyelini yaşadığı toplumlarda yani komünizmde ürettiği emekte bir anlam bulur. Beraber çalıştıklarıyla ve potansiyeli ile arasında bir bağ kurar. Yabancılaşma bu doğal bağın kalkmasıdır.

Kapitalist düzende emek işveren tarafından tanımlanıp ücretlendirilir. İşveren neyin nasıl üretileceğine ve ne kadara satılacağına karar verir. Ortaya çıkan ürün işverenindir. İşçinin söz hakkı yoktur. Diğer yandan işçiler yaptıkları işlerin ortaya çıkan ürün ile alakasını kavrayamayabilirler. Bu noktada kendi emeklerini de sorgulayabilirler. Bununla birlikte işçiler iş arkadaşları ile birlikte çalışmak yerine, birbirine rakip olarak çalıştırılırlar. Bu rekabet üretimi arttırsa da işçiler arasındaki bağı zayıflatır. İşçilerin birbirilerini rakip olarak görmesine sebep olur. Dolayısıyla işçilerin uyum içerisinde çalışmak yerine, hayatta kalmak için birbirleriyle kıyasıya rekabet ederek çalışırlar. Böylelikle bir makine gibi duyarsızlaşarak potansiyellerinden uzaklaşırlar. Kendilerine yabancılaşmış işçi sınıfı ortaya çıkar.

Kapitalizm

Kapitalizm kapitalistler ve proletarya (işçi sınıfı) dan oluşan ve birinin (kapitalistler) diğerini sömürdüğü bir ekonomik ve dolayısıyla toplumsal bir düzendir. Bu iki toplumsal sınfı Marx’ın üretim araçları kavramıyla tanımlamak mümkündür. Üretim araçlarının yani makinelerin, sanayilerin, enerjinin, teknolojilerin ve hammaddenin sahibi kapitalist sınıftır. Yani sermaye sınıfıdır. Sermaye sınıfının sahip olduğu araçları kullanarak sermayesini arttırması için iki şeye ihtiyacı vardır: Emek ve zaman. Bunun için kapitalistler emek ve zaman ihtiyacını gidermek amacıyla proletaryaya ihtiyaç duyarlar. İşçi sınıfı kapitalist toplumda hayatta kalmak ve temel ihtiyaçlarını gidermek içinse paraya ihtiyaç duyarlar. Para içinse çalışmak gerekir. Çalışmak için de üretim araçları lazımdır. Bu noktada kapitalistler proletaryaya üretim araçlarına erişim imkânı yani iş vererek onlardan zaman ve emek satın alırlar. Proletaryaya verilen bu işin işçinin emek ve zamanını alması karşılığında geçimini sağlayacak asgari bir ücret verilir. Marx bunu geçim ücreti olarak tanımlar. Bu ücret, işçinin anca geçimini sürdürmesine ve kendi yerine geçmesi oldukça muhtemel çocuklarını büyütmesine imkan sağlamaktadır. Bunun sağlanması karşılığında proletarya kapitaliste emeğini, zamanını ve o emek ve zamanla ilişkili yetilerini satar. Her iki taraf da istediğini aldığına göre bu antlaşmanın adil bir antlaşma gibi olduğu varsayılır. Fakat Marx bu antlaşmamanın adil olmadığını savunur. Bu noktada emek değer kavramı devreye girer. Bu kavrama göre tüm değer emekten gelir. Proletarya bu süreçte emeğini verirken kapitalist emek vermez. Kapitalist yatırım yapar, planlar ve yönetir. Ama bunların hiçbiri Marx’a göre emek değildir. Emek Marx’a göre hammaddeden nesne üretilmesidir. Kapitalistin sağladığı hammadden proletarya nesne ürettiği ve üretilen nesnenin sahibinin kapitalist olduğu için bu işçi ve işveren antlaşması adil bir antlaşma olmaz. Dolayısıyla emek veren işçi her şeyi hak eder, emek vermeyen kapitalist ise hiçbir şeyi…

Kapitalist toplumda bu adaletsiz düzende proletarya iş veren tarafından sömürülür. Sömürü de Marx’ın ünlü kavramlarındandır. Fakat ne kapitalistler sömürdüğünün farkındadır, ne de proletarya sömürüldüğünün. Bu farkında olmama durumunu Marx yanlış bilinç olarak tanımlar. Proletarya kapital düzende acı çeker ve bunun sömürüldüğü için olduğundan habersizdir. Sebebini başka yerlerde arar. Kapitalist ise sömürdüğünü hiç düşünmez. Zekası, sermayesi, girişimciliği ve “doğru yatırımları” ile kazancının arttığını düşünür. İşçileri sömürü düzeninde çalıştırdığını fark etmez. Bunu fark etme yetisine sahip tek sınıf Marx’a göre proletaryadır. Bu noktada proletarya Marx’ın deyimiyle sınıf bilinci oluşturulabilir. “Sınıf bilinci devrim için şarttır.” Fakat proletarya sömürünün asıl nedenini bulduktan sonra kapitalizme başkaldırmalıdır. Proletarya harekete geçmeden kapitalizmden komünizme geçilemez. Marx’ın sözüyle proletarya proxisle yani somut eylem ortaya koyarak komünizme geçebilir. Sadece teori üretmekle bir yere varılmaz, proletaryanın sokaklara çıkıp kapitalizmle yüzleşmesi gerekir.

Komünizm

Marx’ın önceliği kapitalist düzenin nasıl işlediğini anlayarak bunu proletaryaya aktarmaktır. Böylelikle proletaryanın sınıf bilincine ulaşmasını sağlayacaktır. Kapitalist düzenin dinamikleri bir devrime yol açacaktır. Devrim ancak başarılı olduktan sonra yeni toplum üzerine bir şeyler söylenebilir. Marx bu noktada ütopik toplum düşünürlerini de eleştirir. Devrim sonrasına dair Marx devrimin öncesi kadar yoğun teoriler söylememiştir. Bu noktada Sovyet Rusya ve uydu devlerinde yaşanan sorunların bu plansızlıkla bağlantılı olduğunu vurgulayanlar da vardır.

Komünizm, tüm insani yetilerin tarihte ilk defa ifade edilebileceği toplumsal bir sistem olarak tanımlanır. İnsanlar bu düzende fikirlerini, yaratıcılıklarını ve toplumsallıklarını şfade edebileceklerdir.

Komünist toplum, kapitalizmin teknolojisini ve örgütlenmesini kullanıp üzerine inşa olacak ama bunun sonunda insanların potansiyellerini gerçekleştirmek için önlerinden çekilecektir.

Karl Marx’ın komünizm teorisini kısaca özetlemek gerekirse bu kavramlar ile aktarılabilir. BBC’nin “Karl Marx 200 yaşında: Dünyayı sarsan düşünürün hayatı ve eserleri” adlı dosyası da incelenerek konu hakkında daha fazla bilgiye ulaşılabilir.

KAYNAKLAR:

Çağdaş Sosyoloji Kuramları ve Klasik Kökleri George Ritzer , Jeffrey Stepnisky- Çevirmen: Irmak Ertuna Howison

Bu yazıyı paylaşın