PSİKANALİTİK KURAM

İnsanı ve onun davranışlarını anlamlandırmak için bilim tarihi boyunca farklı alanlarda araştırmacılar tarafından çalışmalar gerçekleştirilmiştir. 1900lü yıllara kadar anormal insan davranışları ve ruhsal davranış bozuklukları yozlaşmayla, doğaüstü güçlerle ve beyindeki bozukluklarla açıklanmaya çalışılmıştır

Bu süreçte Freud tarafından öne sürülen Psikanalitik Kuramda ise dikkat çeken ilk konu nedensellik varsayımıdır. Bu varsayımına göre, hiçbir insan davranışı nedensiz, rastgele ya da şans eseri değildir. Her davranışın arkasında yatan bir neden vardır. Bu neden sadece yaşanılan olaylar ve çevresel faktörler olmayabilir. Bireyin iç dünyası da davranışların belirleyici sebeplerinden biri olabilir. Çocukluktan başlayarak ilerleyen gelişim süreçlerini vurgulayan Freud’a göre çocuk, doğuştan getirilen içgüdüsel güçlerin etkisindedir. Sonra da psikoseksüel gelişim devresinden geçerek büyümeye devam eder.

Freud kendi tecrübeleri ve ruh çözümleme olarak tanımlanan psikanaliz yöntemiyle kendisine başvuran hastalarının derinliklerini keşfetmelerini sağlamıştır. Freud psikanalizde 4 unsura vurgu yapmıştır. Bunlar Topografik Model, Yapısal Model, Savunma mekanizmaları ve Psikoseksüel Gelişim Dönemleri olarak sınıflandırılabilir.

İNSAN DOĞASI YA DA İÇGÜDÜLER

İçgüdü, bireyin ihtiyacının psikolojik bir ifadesi, fizyolojik bir gereksinimini doyurma arzusu olarak tanımlanabilir.  Freud, insan davranışının temel amacının hoş ve zevk veren şeylere yönelmek ve acı ve ıstıraptan kaçınmak olduğunu savunur.

İçgüdülerin ortak özellikleri vardır:
Kaynak: İçgüdünün kendisi, temel ihtiyaç
Amaç: ihtiyacın doyurulması, açlığın tatmin edilmesi
Nesne: O içgüdünün doyumunu sağlayabilecek, kaynağı amaca ulaştırabilecek her türlü şeyler
İtici güç: İçgüdüyü doyurmak için gerekli enerji

Freud, insanların cinsellik ve saldırganlık olmak üzere iki temel içgüdü ile koşullanıp yönlendirildiğini savunmuştur.

TOPOGRAFİK MODEL

Freud, topografik modelde insan bilincini bir buz dağına benzetir. İnsanın farklı bilinç aşamalarını bu buz dağının yerlerini su seviyesine göre açıklamaktadır. Freud, buz dağının suyun altında ve üstünde kalan kısımlarıyla  bilinç düzeylerini ifade eder. Bazı kavramların bu noktada açıklanmaya ihtiyacı vardır. Bunlardan ilki ise bilinçtir.

Bilinç

İnsanın iç ve dış etmenlerin farkında olabilmesi, algılayabilmesi, seçebilmesi ve makul karşılık verebilmesi için gerekli olan uyanıklık durumu bilinç hali olarak tanımlanır.

Bilinç öncesi

Bu durumu tanımlamak için bir örnek vermek daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır. Örneğin; geçmiş zamanda karşılaşılan bir olayı artık bilincimizden silmiş gibi olabiliriz. O olayı hatırlamayız. Fakat bu olayla ilgili herhangi bir çağrışım ya da uyaran bir tetikleyici faktör olarak olayın yeniden bilince dönmesini sağlayabilir. İşte bu tür tetikleyicilerler ve çağrışımlarla yeniden bilinç düzeyine gelen geçmiş olaylar, anılar ve dürtüler bilinç öncesi niteliğini taşır.

Bilinç dışı

Bilinç dışı, farkında olunmayan fakat duyguların ve davranışların çoğunu yönlendiren tüm arzu, istek, dürtü ve güdülerden oluşur. Rüyaların, dil sürçmelerinin ve bazı unutmaların arkasındaki nedenleri bilinç dışı olarak tanımlayabiliriz.  

YAPISAL MODEL

Freud, kişiliği bir arada tutan üç temel yapıdan bahsetmektedir: İd, ego ve süper ego. Bu üç yapının yönetimi ile insan toplumsal alana katılım sağlar. Toplumun bir üyesi olur.

İd (Altbenlik)

İnsanların en ilkel, kalıtımsal dürtü ve arzularını barındıran alan id yani altbenliktir. İnsan davranışının arkasındaki psikolojik enerjinin kaynağıdır. İd, zevk alma amacıyla işler ve hazzı hiç geciktirilmeden,  hemen isteklerinin karşılanmasını bekler.

Ego (Benlik)

Freud, insan organizmasının özel bir yapı geliştirdiğini ve bu yapının “altbenlik ile dış dünya arasında bir arabulucu” görevini üstlendiğini savundu ve bu yapıya ego yani benlik adını verdi. Benlik ruhsal alanda uyum sağlayan yapıdır. Ruhsal aygıtın algılayan, açıklayan ve uyum sağlayan yapısıdır. Ego, gerçeklik ilkesini dikkate alarak idin isteklerinin doyurulabileceği uygun şartlar sağlanana kadar bir kontrol sağlamaktadır. Ego, idin isteklerinin tatmin olacağı uygun çevre koşulları oluşana dek içgüdüsel doyumu erteler ve organizmanın güvenliğini sağlar.  

Süperego ya da Üstbenlik

Süperego yani üstbenlik, toplumsal ahlak kurallarını, normları ve gelenek görenek gibi toplumu bir bütün yapan değer ve sınırları oluşturan bir alandır. Örneğin büyüme çağındaki bir çocuk, anne ve babasının hangi davranışları onayladıklarını veya karşı çıktıklarını, hangilerine şiddetli tepkiler verdiklerini, doğru veya yanlış olanları fark eder duruma gelir. Bu davranışlarından birini gösterdiğinde ödül ve ceza ile karşılaşır, tavır ve tutumları öğrenir ve bu tepkileri içselleştirir. Böylece, bireyin ahlaki ve yargısal alanını temsil eden üstbenlik yani süperego gelişir. Süperego; çocuğun anne-babası ve yakın çevresi tarafından ona aktarılan toplumsal norm ve kurallarla, geleneksel ve kültürel değerleri içerir.

BENLİĞİN SAVUNMA MEKANİZMALARI

İd, ego ve süperegonun farklı alanları temsil etmesi ve bir bütünlüğün olması noktasında Ego’ya zor görevler düşmektedir. Ego hem idin isteklerini karşılamakta hem de bireyin dış dünyasının gerçekliği ve kurallarla ile baş etmekle sorumludur. Bu nokta birçok savunma mekanizması geliştirir. Bunlardan bazıları bastırma, yadsıma ve yansıtmadır. Bastırma, bireyin sahip olduğu dürtülerin anı ve deneyimlerin bilinç dışına aktarılarak ve orada tutulmasıdır. Yadsıma ise benlik için tehlikeli olarak algılanan ve bunalım meydana getirebilecek bir gerçeği yok saymak, umursamamak, görmemek olarak tanımlabilecek ilkel bir savunma biçimidir. Yansıtma mekanizmasında ise birey, kendi içinde yadsıdığı bir dürtüyü çevresinde veya başkalarında görür ya da başkalarının bu dürtüleri kendisinde gördüğünü sanar.

PSİKOSEKSÜEL GELİŞİM DÖNEMLERİ

Freud’a göre yeni doğan birisinin gelişim dönemlerinden geçerek kişiliği oluşur. Bebeğin doğumdan sonra oral, anal, fallik, gizil (latent) ve genital olarak tanımlanan 5 Psikoseksüel Gelişim Dönemi içerisinde geliştiği belirtilmiştir. Gelişim dönemleri, insana haz veren ve tatmin sağlayan haz bölgelerine bağlı olarak açıklanmıştır. Freud, bireyin bu gelişme dönemlerindeki sorunların ve saplantılı tavırların, kişinin yaşadığı nevrozların sebebini oluşturduğunu savunmuştur. Çocukluk çağında deneyimlenen cinsel çatışmaların bilinç dışına itildiğini ve bunların ancak ruh çözümleme yöntemiyle yani psikanalizle bilinç düzeyine çıkarılabileceğini açıklamıştır.

Oral Dönem (0-2 yaş)

İnsanın doğduktan 2 yaşına kadar geçen dönem olarak ifade edilir. Duyarlı bölgenin ağız olduğu bir dönemdir. Çocuk ağzı ile annesinin memesini emer. Oyuncaklarını genelde ağzına sokar. Çocuğun ilk doyumu yeme ve emme eylemlerinden aldığı haz olarak belirlenmektedir. Bu dönem id’in egemenliğinde geçer. Dürtülerin hemen doyurulması ve gerginliğin giderilmesi çocuğun beklentisidir. Çocuğun bu dönemde kazandığı ilk toplumsal işlev, almayı bilmek ve elde etme durumudur. Oral dönem, doğumdan itibaren dişlerin çıkmasına kadar olan emme ve yutmanın temel haz deneyimleri olduğu “oral edilgen” ve dişlerin çıkmasıyla ısırma ve çiğneme gibi deneyimlerden haz sağlanan “oral agresif” dönem olmak üzere iki dönemde incelenebilir.

Anal Dönem (2-4 yaş)

2 yaşından sonra çocuk, emmekten ve yemekten ziyade dışkılamaktan haz almaya başlar. Çocuk, 4 yaşına kadar sürecek bu dönemde yürümeye, konuşmaye ve çevresini algılamaya başar. Bu dönemde çocuğun vücudunda gelişen dışkılama büzgeç kasları ile çocuk yeni bir eylem ile tanışır. Dışkılama için kullandığı kaslarda kontrol sahibi olan çocuk, biriken dışkısını tutarak ya da çıkartarak bir haz duyar. Çocuğun dışkısını tutabilmesi, anne ya da babasının izin verdiği zamanda yapması sonucu çevreden onay görür ve ödül alır.

Tuvalet eğitimi çocuğun kişisel olgunlaşmasında belirgin bir role sahiptir. Bu konuda aşırı otoriter olan ebeveyn tutumu karşısında çocuğun tepkisi dışkısını tutmak olabilir ve bu tutumunu diğer davranışlarına da yansıtabilir. Bu otoriter tutum, çocuğun büyüyüp yetişkin olduğu zaman inatçı, aşırı düzenli, titiz, cimri gibi özellikleri olan “anal tutucu kişiliğine” sahip olmasına yol açabilir. Diğer yandan tuvalet eğitimi konusunda umursamaz davranan ebeveynlerin de çocuğun dağınık, sorumsuz ve bakımsız özelliklere sahip yetişkin olmasına neden olacağı bu teoride belirtilmektedir.

Fallik Dönem (4-6 yaş)

4 ve 6 yaş aralığında kendini gösteren fallik dönemde çocuğun ilgi odağı genital organları olur. Bu yaş grubunda, çocukların cinsel konuları anlamaya çalıştıkları ve cinsel organlarıyla ilgilendikleri görülür.

Gizil (Latent) Dönem (6-12 yaş)

Gizil dönemde dürtülerin kendini yoğun olarak hissettirmediği görülmektedir. Çocuk çeşitli kaynakları okumaya, oyun oynamaya önem verir. İçinde bulunduğu toplumda yer alan araç ve gereçleri kullanmayı öğrenmeye öncelik vererek içinde bulunduğu toplumun bir üyesi olmaya yönelmektedir.

Genital Dönem (12-15 yaş)

Çocuğun, gelişimsel aşamaların çoğunu tamamlayarak ergenlikle başlayan ve uzun bir süreci kapsayan son gelişim dönemidir. Genital dönemle birlikte üreme orgaları gelişir ve cinsel kimlik belirginleşir. Erkek ve kadın ergenlerde cinsel hormonların salgılanmasının artması sonucu, ergenler karşı cinsleriyle yakın ilişkiler kurmaya eğilimlidirler.

PSİKANALİTİK KURAM VE SOSYAL HİZMET

Sosyal hizmet, bireylerin birbirleriyle çatışmaları, davranış bozuklukları, hayat memnuniyetsizliği, sorumluklara yönelik güçlükler, toplum kaynaklı sorunlar gibi çeşitli problemlerle karşılaşarak, bireylerin ruh haline ve çevresiyle temasındaki işleyişe dikkat etmektedir. Psikanalitik Kuram çerçevesinde sağlıklı bir insan iç dinamiklerinin farkında olarak nitelenirken, sağlıksız ya da patolojik bir birey ise iç çatışmalarının farkında olmayan ve deneyimlerinden edindiği işlevsiz baş etme mekanizmalarını sürdüren biri olarak nitelendirilir. Psikanalitik Kuram bağlamında gerçekleşen sosyal hizmet müdahalesi, müracaatçıların yoğun iç dinamiklerinin farkına varması bakımından etkilidir.

İnsan davranışının ve insanın karşılaştığı problemlerinin çözümüne yönelik bir değerlendirmede bulunan sosyal çalışmacı, müdahale planını uygulamadan önce müracaatçının, içgüdüleri ve onların doyumunu nasıl sağladığına yönelik bir analiz yapması karşılaşılan problemlere ışık tutabilir. Psikanaliz kuramında Freud, dil sürçmeleri, bilerek yapılan kazalar, rüyalar ve anormal davranışların altında bilinç dışı etmenlerin olduğunu savunur.

Psikanalitik Kuram bağlamında müracaatçıların doğumundan bu yana yaşantıları ve deneyimlerini incelemek gerekmektedir. Çünkü Freud erken çocukluk deneyimlerinin yetişkin kişiliğini biçimlendirdiğini savunmaktadır. Bir sosyal çalışmacının, her insanda biyolojik ihtiyaçlara bağlı içgüdülerin yani id’in olduğunu, idin arzularının belirtilmesi ve uygun zaman ve yerde tatmin edilmesine olanak sağlayan egosunun olduğunu bilmelidir. Diğer yandan sosyal çalışmacının, bireyin toplumsallaşarak içinde bulunduğu toplumun değerler sistemine uygun davranması gerektiğini (süperego) bilmesi, müracaatçıların içsel çatışmalarının sebebi konusunda farkındalık kazanmasını sağlayacaktır.

KAYNAKLAR

-Atatürk Üniversitesi Açıköretim Fakültesi Yayınları –Sosyal Hizmet Kuram ve Yaklaşımları-Veli     Duyan

Bu yazıyı paylaşın