JEAN BAUDRİLLARD

Çeviri: Oğuz Adanır

Doğu Batı Yayınları Ankara. 3.Baskı

Türkçe’ye kazandırılan ilk Baudrillard metni olarak ifade edilen bu eserde Jean Baudrillard bir arada yaşayan insanların toplumsallaşma deneyimine uzak bırakıldıklarını ve daha çok bir yığın olarak varlıklarını sürdürdüklerinden bahsetmektedir. Bu yığına kitle olarak hitap eden yazar, kitlenin toplumsal olaylara karşı tepkisinin azaldığına ve yok olduğuna dikkat çekmektedir. Toplumsallaşma eyleminin insanlar arasında gerçekleşmesinin çok güç olduğuna değinen yazar, bir arada yaşayan insanların artık sadece kitle olarak kalabileceklerine vurgu yapmaktadır. Baudrillard kitleleri tanımlarken de günümüz toplumunun özelliklerine benzer noktalardan bahsetmektedir:

“Kitleler mıknatıslanabilirler. Çünkü toplumsal denen şey onları statik bir elektrik gücü gibi sarıp sarmalamaktadır. Oysa çoğu kez bu yığınlar yine de bir “kitle” olarak algılanırlar. Bir başka deyişle toplumsala ve politikaya ait olan bütün elektrik akımını emerek nötralize ederler. Politikaya ve toplumsala ait iyi bir iletici olmadıkları gibi, daha genelde iyi bir anlam ileticisi de değildirler.”s11

“Geçmişteki “köylü kitleleri” de gerçek birer kitle değillerdi. Çünkü bir kitle yalnızca onu kapsayabilen ve sonuç olarak istatistik artıklar üreten ve simgesel zorunluluklardan arınmış olanlar tarafından oluşturulabilir.”s13

“Daha iyi haber verebilmek için, daha iyi toplumsallaştırmak için, kitlelerin kültürel düzeylerini yükseltmeye çalışmak için vb. vb. Hepsi palavra. Çünkü kitleler bu akılcı iletişim zorlamasına insanı aptallaştıracak bir biçimde karşı koymaktadırlar. Onlar anlam yerine gösteri istemektedirler.”s17 “Anlam artık toplumlarımızı sürükleyip götüren ideal çizgi olmaktan çıkmıştır.”s18

Baudrillard kitlelerin harekete geçme durumlarının olmadığını ve edilgen bir topluluk olduğunu bu kitabında belirtmektedir. Hatta yer yer bu kadar edilgen bir “kitle” için hayretlerini belirtmektedir:

“Bir yığın devrimden, birkaç asırlık politik deneyimden, gazetelerin, sendikaların, partilerin, aydınların halkı harekete geçirmek ve eğitmek için harcadığı tüm çabalardan sonra (bundan on ya da yirmi yıl sonra da değişen bir şey olmayacaktır), nasıl olur da gösteri yapan birkaç yüz kişiye karşılık tam yirmi milyon insan “edilgin” kalır? Üstelik yalnızca edilgin kalmaz, bir futbol maçını bilerek, isteyerek politik ve insancıl bir drama yeğler?”s20

“bu vurdumduymazlığın nedenini kimse araştırmaz. Yalnızca her zamanki gibi tek bir neden gösterilir: Kitleler iktidar tarafından güdümlenmiş, futbolla uyutulmuştur.”s19

“Oysa kitleleri ilgilendiren en önemli sorun bu değildir. Unutulmaması gereken bir şey varsa o da bugüne kadar her türlü devrim umudunun, toplumsallaşma ve toplumsal değişim umudunun bu biçimleri bozma, bu fantastik yadsıma aracılığıyla var olduğudur.”s20

Baudrillard kitle ile kitle iletişim araçları arasında da hayati bir ilişkinin varlığını vurgular. Kitle iletişim araçlarının iktidarlar tarafından kitleleri test etmek amacıyla uyarlandığı görüşündedir.

“Kitleler artık bir gönderen olmaktan çıkmışlardır. Çünkü artık temsil edilememektedirler. Ses vermeyen bu kitleler sondajlar aracılığıyla sık sık yoklanmaktadırlar. Düşünceleri yansıtılmamaktadır. Yalnızca ne düşündükleri konusunda testler yapılmaktadır. Referandum (kitle iletişim araçları da sonsuz bir soru/yanıt referandumudurlar) politik gönderenin yerini almıştır.”s26

 “Kitleyi, kitle iletişim araçlarının dışında bir yerde aramak boşunadır.”s33

“Aynı şey sinema için de geçerlidir. Çünkü bu aracı yaratanlar da başlangıçta rasyonel, belgesel, haber yönü güçlü, toplumsal bir iletişim aracı olabileceğini düşünürken, sinema kısa bir süre sonra düşselin alanı içine girmiştir. Teknik, bilim ve bilgi için de benzer şeyler söylenebilir. Bu onların kaderidir. Sihirli ve tüketilen bir (eğlence) gösteri olmak”.s42

Ivan Illiç’in Sağlığın Gaspı adlı eserinde olduğu gibi sağlığın endüstriyelleşmesini ve kitle tarafından yoğun olarak klasik tıp yerine endüstriyel tıbbın talep edilmesi, klasik tıbbın da sonunu getiren bir adım olarak ifade eden Baudrillard, okuyucuyu hayrete düşüren ama kendisine de hak verdiren şu satırları yazmıştır:

“Tıp konusunda da benzer şeyler söylenebilir. Cepheden gelen direniş (zaten bütünüyle yok olmuş değildir) daha kurnaz bir yıkım biçimine dönüşmüştür. Çünkü artık denetlenemeyen bir ilaç tüketimi aynı düşünceyi sağlık olayına da şırıngalamıştır. Sonuç büyük bir paniktir. Tıbbın toplumsal amaç ve ereklerinin ayağını kaydıran korkunç bir bakım ve ilaç tüketimi tırmanışı başlamıştır. İçinde bulunduğu durumda tıbbı yok edebilecek daha iyi bir yol biliyor musunuz? Bundan böyle hekimler ne yaptıklarının ve ne olduklarının farkında olmadıkları gibi, güdümlediklerini sandıkları bir sırada güdümlendiklerinin farkında bile değildirler.  … Bakılmak istiyoruz, ilaç istiyoruz, sağlık güvencesi istiyoruz, sağlıklı olmak istiyoruz, daha çoğunu istiyoruz, her geçen gün de daha çoğunu isteyeceğiz, hem de sonsuza dek!””s43

Jean Baudrillard simülasyon kuramı ile ün kazanmış bir düşünürdür. Bu eseri ile felsefi bir tartışma alanı oluşturmuş ve insanları gerçeklik, simülakr ve yansımalar üzerine düşünmeye sevk etmiştir. Körfez savaşının da bir simülasyondan ibaret olduğunu belirten Baudrillard, siyasetin, sanatın kültürün de gerçekliği örten simülasyonlar olduğunu belirtmektedir.

Bu yazıyı paylaşın