VAROLUŞÇU YAKLAŞIM

Psikanaliz ve davranış terapisine bir tepki olarak doğan Varoluşçu yaklaşım bir model ya da bir kuram/teori gibi belirli kural ve hükümler barındırmaktan ziyade bir felsefi yaklaşım olarak değerlendirilir. 19. yüzyılın sonlarında 20.yüzyılın başlarında 1. Dünya savaşının ardından 1930lu yılların bunalım zamanlarındaki Almanya’sında ortaya çıkmıştır. Varoluşçuluk, hem durumu yansıtan hem de duruma tepki gösterenbir felsefedir. Ortaya çıktığı dönem dikkate alınırsa dönemin bunalımını, belirsizliğini ve karamsarlığını yansıtan ve buna tepki gösteren bir düşünce biçimidir Varoluşçuluk.  Varoluşçu yaklaşım esasen özne (bireyin zihinsel varlığı), nesne (beden ve çevre) biçimindeki ikiye ayrılmaya karşı çıkar. İnsan ve içinde bulunduğu dünyanın tek bir bütün olduğunu önceler.

Varoluşçu düşünürler çağımız insanının yalnızlığını, umutsuzluğunu ve endişe halini belirtmekle birlikte kendini tanımasını, benliğini kazanmasını, bilincinin farkına varmasını ve baskıdan kurtulmasını da isterler. Bu sebeple öznelliğe ve bireyciliğe önem verirler. Jean Paul Sartre, Albert Camus ,Martin Heidegger,Søren Kierkegaard ve Friedrich Nietzsche’nin yapıtlarında karşımıza çıkmaktadır. Varoluşçu görüşün kurucularından Kierkegaard ise yaklaşımın temellerinin oluşmasında yükü omuzlayan isim olmuştur.

Kierkegaard (1813 – 1855)

Sören Kierkegaard 1813-1855 yılları arasında yaşamış olan Danimarkalı filozoftur. Varoluşçu yaklaşımın kurucusu olarak kabul edilmektedir.  Kierkegaard her bireyin kendi yaşamı süresince “varlığını” oluşturmaktan sorumlu olduğunu, her bireyin kendi hayatında aktif rol alması ve kendi hayatının dizginlerini ele alması gereksinimini vurgular.

Aydınlanmanın getirdiği pozitif bilimle­rin örnek aldığı bilgi ve akılcılık anlayışına şiddetle karşı çıkan Kierkegaard, Aydınlan­ma görüşünün din ve ahlâka karşı aldığı düşman­ca tavırdan rahatsız olarak, öznel hakikatin önemini vurgulamıştır. Hegel gibi, inanç ve aklı, uzlaştırmaya çalışmak yerine, inançla aklın birbirinden farklı ve uzlaşmaz olduğunu savunmuştur.

Rasyonalist bilgi görü­şüne karşı çıkan Kier­kegaard, nesnel bilgi yaklaşımının insan yaşamını anlama­ya hiçbir katkısının olmadığını söylemektedir. Rasyonalist sistemler gerçekliğin tümünü akıl ile sınırlar; akıl dı­şındaki öğeleri yok sayar ve unutur. Unuttukları arasından en önemlisi ise varo­luştur. Varoluş terimini Kierkegaard sadece insan için kullanır, çünkü var olmak, birey olmak, alternatifleri hesa­ba katan, seçen, karar veren bir canlı olmak insana özgü olan anlamına gelir.Kierkegaard insan için önemli olanın kişiliğin gelişti­rilmesi olduğunu savunur.Ona göre, “İnsanın yaşamında İnsanın özünden varoluşuna doğru bir hareket” vardır. Kierkegaarda göre , İnsanın özü Tanrı’yla ilişkiyi gerektirir. İnsanın varoluş durumu, onun özünden uzaklaşmasının, yani Tanrı’ya yabancılaşmasının bir sonucudur. Bu sebeple, insanın bu dünyadaki yaşamı, korku, yılgınlık, endişeve insanın ölümlü olmasından duyduğu sıkıntıyla doludur.

Kierkegaard insan eylemlerinin bireyi Tanrı’dan daha da uzaklaştırması durumunda, onun yabancılaşmasının ve umutsuzluğunun daha da artacağını belirtmiştir. Akıl yoluyla oluşturulacak ahlaki bir düzen ya da din olamayacağını, ahlâk ve din içinde, bize nasıl yaşamamız gerektiğini söyleyecek, hiçbir rasyonel kanıt olmadığını savunur.

Kierkegaard diğer yandan, “elde edilen rasyonel kanıt, insanlara doğru yaşamakta olduklarını entelektüel olarak sunsa bile, bireyi hiçbir zaman tam anlamıyla ikna ya da tatmin edemez” demektedir. Bu sebeple, onun gözünde kesinsizlik ya da be­lirsizlik, öznel hakikat açısından bir kusur ya da bir eksiklik değil, aksine onun özünü meydana geti­ren bir olgudur. Kesinsizlik (maneviyat/tinsellik vb. gibi alanları içeren, sınırları algılanmayan), insan yaşamı açısından en önemli olanın, seçme özgürlüğünün doğal bir sonucudur.

(https://sosyolojik.wordpress.com/2009/12/31/varoluscu-felsefenin-oncusu-soren-kierkegaard/)

Varoluşçu yaklaşımın önde gelen diğer düşünürlerinden biri de Friedrich Nietzsche dir.

Nietzsche (1844 – 1900)

İnsanların toplumsal ve ahlaki baskıları reddedip kendi kurallarını kendilerinin oluşturması gerektiğini savunur. Her bireyin kendini gerçekleştirmesi doğrultusunda, bağımsızlaşarak yaşamasını ister. Nietzsche Varoluşun önemli temaları olan özgürlük, seçim, sorumluluk ve cesaret kavramlarının altını çizmektedir.

Ortaya attığı “Üstinsan” (Übermensch) kavramı da varoluşsal açıdan değerlendirilebilir.  Nietzsche üstinsan ile evrimleşme sürecinin devam ettiğini ve döneminde insanın gözünde maymun ne ise, üstinsanın gözünde de günümüz insanının durumunun benzer olacağı yorumunu yapmıştır. Üstinsan bir insanlığın amacı olarak belirtilir. Bu amacın aşılması gerekir. Üstinsan insanlığa yeni ahlak, yeni erdem ve yeni değerler getirecektir. Bunun için yığın olarak tanımlanan kitle gerekirse kendini feda ederek üstinsanın aşılmasını isteyeceklerdir (https://www.dmy.info/ustinsan-nedir-nietzsche/). Üstinsan kavramı Nietzsche’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı meşhur eserinde detaylı olarak sunulmaktadır. Nietzsche Goethe, Napolyon, Sezar gibi tarihi karakterlerin de üstinsan tasavvuruna uyduğunu belirtmiştir.

Irvin Yalom ise bir diğer önemli varoluşçu düşünür olarak sunulabilir.

Yalom’a göre, psikolojik bozukluklar, hayatın parçası olan varoluşsal kavramlarla kişilerin başa çıkamamasından kaynaklanır. Ona göre her bireyin sahip olduğu dört anksiyete bulunmaktadır. Bu anksiyetelere geleneksel psikiyatri cevap verememiştir. Bunlar, yalnızlık, yalıtılmışlık , anlamsızlık ve ölüm korkusudur. Yalom’a göre kişi, kendi sorumluluğunu üstlenip, hayatını kendi istekleri doğrultusunda yaşadığı takdirde, bir bozukluk söz konusu olmayacaktır.

Viktor Frankl

Viktor Frankl ise güncel ve popüler bir varoluşçu düşünür olarak tanımlanabilir. Yayımladığı “İnsanın Anlam Arayışı” (http://sosyalcalisma.com/insanin-anlam-arayisi/) adlı eserinde Hitler’in toplama kampında geçirdiği zorlu, işkence dolu süreçten sonra acının, üzüntünün ve ızdırabın insanın anlamını bulmada ve insanı güçlendirmedeki yerine değinmiştir. Yaşadığı güçlüklerden dersler çıkarmış ve acının varlığının da anlamı olabileceğini belirtmiştir. Logoterapi adını verdiği terapi yöntemi ile anlamsızlık ve varoluşsal boşlukta olan insanlara yeniden anlam kazandırma çabası içine girmiştir. Freud ve Adler gibi psikanalist kuramcılardan sonra 3. Viyana Okulu olarak da adlandırdığı  Logoterapi, insanın anlam arayışına yardımcı olan bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak Varoluşcu düşünürler, insanın nesnelleştirilmesine yani bir şey gibi algılanıp değerlendirilmesine, onun, doğanın, tarihin, toplumun ürünü bir nesne konumuna indirgenmesine şiddetle karşı çıkarlar ve bir özne olarak insanın biricikliğine vurgu yaparlar. İnsanı ve onun davranışlarının açıklanmasında nedensellik kavramına karşı çıkarlar. Çünkü nedensellik rasyonelliği de beraberinde getirmektedir. Salt akıl ile anlaşılamayacak kadar karmaşık olan insanı nedensellik ile açıklamaya çalışmak varoluşçu yaklaşım için kabul edilemez. Varoluşçu düşünürler insanı fenomonolojik bakış açısıyla inceleyip anlamaya çalışmaktadırlar. Çünkü esas olan olayların, onları yaşayan birey tarafından görüldüğü ve algılandığı biçimiyle anlaşılmasıdır.

Sosyal çalışma açısından varoluşçu yaklaşımın faydası danışanı anlama noktasında ortaya çıkmaktadır. Danışan bireyin potansiyelini fark etmesini sağlamak, danışanının varlığını kendisine hissettirerek, kendi potansiyelini gerçekleştirmesine destek olmak, varoluşçu yaklaşımın amaçlarının arasındadır. Sosyal hizmet mesleğinde bu yaklaşım ile Sosyal Hizmet Uzmanları yas, ölüm ve kronik hastalıkla baş etme süreçlerinde güçlendirici bir anlayışa sahip olabilirler.

Habibullah AKINCI

Kaynaklar:

  • Sosyal Hizmet Kuram ve YaklaşımlarıAtatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi.
  • Çelik,Gizem (2016) “Varoluş Felsefelerı̇, Varoluşçu Terapı̇ ve Sosyal Hı̇zmet”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 19, Sayı: 3, Yıl: 2017, Sayfa: 417-439.
  • Frankl, Viktor (2018) İnsanın Anlam Arayışı, Okyanus Yayınları.
  • Danış, Zafer Sosyal Hizmet Kuram ve Yaklaşımları – Varoluşçu Yaklaşım.ppt.(

content.lms.sabis.sakarya.edu.tr/Uploads/48746/33520/varoluşculuk_ödev.pptx)

 

 

Bu yazıyı paylaşın